1 Temmuz 2009 Çarşamba

Dönüşen Toplum, Tarih Bilinci; On Dördüncü Yazı

Değerli İzleyici,

Kulu söyleşilerine bakarak, sözcüklerin teknik ayrışımı ile Kulu’ya nasıl yaklaşabiliriz? Örnekse sözlü tarih verisi olarak Mehmet Ali Baran (1921-2008) söyleşisi nasıl bir araştırma tabanı oluşturur ve elimizdeki görselleri izleyerek Kulu’yu algılama açısından ne tür bulgulara varabiliriz?

Yazısız bir toplumda “Kulu ve Tarih” diye nesnel bir konu olacaksa, Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi analitik açıdan da güvenilir bir başlangıç noktasıdır. Ben bu çıkış noktasına sadık kalarak Kulu’ya yaklaşmayı deneyeceğim, diye not düştüm bir önceki yazıda.

Buradan yola çıkarak kullanılan dil açısından değerlendirebiliriz söyleşileri, salt folklorik değil, töresel ve törensel ögeler yüklenen yaşam kesitleriyle ilişkin, giyim/kuşam verilerine bakabiliriz; büyük aile, anne, baba, çocuk ilişkilerine yaklaşabiliriz. Eğitim, öğrenim alanındaki seçmeler de ölçüt olabilir.

Aile ile ilgili veriler bir yanda dursun derseniz, yerleşim alanı, köy/kent ilçe açısından sonuçlara bakabiliriz. M. Ali Baran ve Ahmet Baran’ın Konya’da 1934 yılında devam ettikleri okulda sınıf öğretmeni bayan ve sınıf arkadaşları ile olan toplu görsellik var. Toplumsal dinamiklerdeki değişim hızına kapsamlı hazırlık ve yeni düzen için törensel bir görselliktir bu.

Buna yaklaşalım biraz! 1921 doğumlu olduğunu söyleyen Mehmet Ali Baran’ın, ilkin, bireylik tarihine bakalım. İlkokul beşinci sınıftan başlayarak, fotoğrafta görülen Mehmet Ali Baran otuzlu yıllarda Konya lisesinde onuncu sınıfa dek okumuş.

Öğretmenin ve öğrencilerin giyim kuşamı ve Mehmet Ali Baran’ın aldığı öğrenim, okulun konumunu daha özü aile büyüğü bir otorite olarak baba Derviş Abidin Bey’in böyle bir okul seçimini de anlamlandıracak ve tanımlayacak durumdadır.

Bu konuyu sürdüreceğim

Not; Konya Ortaokulu 1934; Öğretmenin elini tutan çocuk Mehmet Ali Baran, kardeşi Ahmet Baran aynı sırada en uçta duruyor.

28 Haziran 2009 Pazar

Haydar Akan ile Tekin Sonmez Söyleşisi, İkinci Bölüm; On Üçüncü Yazı

Akan'ın özgeçmişini aşağıda veriyoruz. Bununla birlikte Sayın Haydar Akan sürekli olarak Kulu üzerine düşündü, Kulu’nun gelişimi için tasarımlar kurdu, Kulu ile sıkı iletişim sürdürdü, bir ayağı Stockholm’de oldu ve zihinsel olarak Kulu’da yaşadı, diyebiliriz. Söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

6.SORU; Sayın Akan, siz Kulu Belediyesi'nde olsaydınız İsveç Başbakanı'ndan, İsveç sermayesinin ve modern teknolojisinin Kulu’da bir yatırım yapmasını önerir miydiniz?
6.YANIT; Elbette onu demek istiyorum, yani Kulu’da en büyük sorun işsizlik. Kulu göç veren bir ilçe olduğu kadar göç alan da bir ilçe. Şu anda ilçe merkezinin 25 bin kadar bir nüfusu var, istihdam yaratacak yatırımlar talep edilebilirdi. Yani sadece İsveç’ten talep etmek de yetmez aslında. İsveç Başbakanı Türkiye Başbakanı’nı ziyaret ediyor, yani bu ziyaretten öyle bir ilişki de doğabilirdi. Kulu Ankara’ya 100 km mesafede bir ilçe, İsveç Başbakanı’nın Kulu’yu ziyaretiyle Kulu, Türkiye gündeminde yer aldı, bir gün en azından basında geniş ölçüde yer aldı. Türkiye’deki siyasilerin de dikkatini çekebilecek bir iş olabilirdi bu, değerlendirilebilirdi demek istiyorum.

7.SORU; Şu söylenebilir mi, Türk Hükümeti’nin de haberi olmadı mı İsveç Başbakanı'nın Kulu'ya gideceğinden?
7.YANIT; Olmaz olur mu, başbakanla görüşmeden sonra Cumhurbaşkanını ziyaretinde Kulu esprileri geçiyor. İsveç Başbakanı Kulu’ya gitmeden önceki duyumlarına göre değerlendiriyor Kulu’yu. Oranın büyük bir ilçe olabileceğini düşünürken, pratikte gördüğünde Kulu’nun küçük ve şirin bir ilçe olduğunu fark ediyor. Cumhurbaşkanı ile yapılan sohbette Kulu ve İsveç’te Kulululardan bahsediliyor. Gül de buna karşılık, “Belçika’da da Afyonlulardan ve Emirdağlılardan bahsediyor, çünkü oraya da yoğun bir Emirdağlı göçü var” diyor.

8. SORU; Bu açıklamalarınızdan anlaşılıyor ki, İsveç’te yaşayanların, Kulu ile daha yakın bir iletişime ihtiyacı var, hem Kulu’da yaşayanların hem İsveçtekilerin arasında bir iletişim kopukluğu seziliyor. Örneğin bu ziyareti Kulululara önceden bildirmenin olumlu yanları olamaz mıydı? İletişim eksikliğini gidermek için nasıl bir yol izlenebilir? İnternet gibi çok ucuz pratik iletişim yöntemleri var, Federasyon gibi dernekler(kuruluşlar) da var; bu konuda çalışmalar yapılamaz mı?
8. YANIT; Dernekler yapabilir, Federesyon yapabilir, burada bence en önemli şey ev sahibi belediyedir. Yani ev sahibi olan nasıl bir ülkede devletin yöneticileriyse o ilçede de o ilçenin yöneticisi durumunda olan belediye ev sahibidir. Ev sahibi bu işi daha kucaklayıcı ve profesyonel kadrolar tarafından yürütülecek bir birime kavuşturulmalıdır artık. Yani 45 yıldan beri göç var, ve göç hala devam ediyor, belediye başkanının tek başına inisiyatifinde olmamalıdır bunu takip etmek, ya da onun sırtında olmamalıdır. Öyle de diyelim, yani belediye başkanı bir birim oluşturmalı bu birimin tüm siyasi partilerden oluşan bir alt birimi olmalı. ilçeyi yönetenlerin bir göç politikası olmalı artık.

9. SORU; “Bir birim oluşturulmalı bu birimin tüm siyasi partilerden oluşan bir alt birimi olmalı,” dediniz. Göçü de kapsayan projelerde, Kululular arası iletişimi sağlayan, (örneğin Kars’ta tanık olduğum) Kent Konseyi gibi, siyaset dışı bir Sivil Toplum Kurumu olamaz mı?
9. YANIT; Üniversitelerle de işbirliği yaparak göç olgusu üzerinde ciddi bir çekilde çalışılmalıdır. Hem göç alıyor onu değerlendirmelidir, entegrasyon sorunu var burada, onun için çalışmalar yürütmeli, hem de yurt dışına göçü ciddi anlamda incelemeli ve gittikleri ülkelerde daha entegre olmuş insanlar olabilmeleri için düşünce üretmeli. Göç edecek, göç etme eğiliminde olan insanları göç etmeden önce meslek eğitimlerine yönlendirmeli bence.

Özyaşam; Haydar Akan, 1953 yılında Kulu’da doğdu, ilk ve orta okulu Kulu’da, liseyi Konya’da, yüksek ögrenimini de Ankara Üniversitesi DTCF’de tamamladı. 1975/76 eğitim yılında Kulu Lisesi ve Karacadağ orta okulu’nda ögretmen olarak çalıştı. Ağustos 1976’da İsveç’e göç etti. 1977-2002 yılları arasında Botkyrka Belediyesi’nde Türk çocuklarına anadili ögretmeni olarak çalıştı. 1981-1990 yılları arasında İsveç Türk İşci Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yaptı. 2002 yılından bu yana kendilerine ait küçük bir aile şirketinde işletmecilik yapıyor.

Sürecek

24 Haziran 2009 Çarşamba

Kulu Kentleşme Tarihi ve Kulu’da Bir Aile; Baranlar; On İkinci Yazı


Değerli İzleyici,
Kulu’da uzun süre erk olmuş, bu yerleşim noktasını yönetmiş, olası ki bir açıdan yapılandırmış büyük ve varsıl bir ailenin konumu, söze başlar başlamaz sosyolojik/toplumsal bir olgu gibi karşımıza çıkıyor.

Şöyle ki, bakın, Derviş Abidin Bey’in oğullarından Mehmet Ali Baran ve Ahmet Baran üstteki fotoğraftan bizleri seyrediyorlar. Topluma yön veren dinamikler açısından nereden nereye sorusunun yanıtıdır bu.

Bu satırların yazarının bugün hayatta olmayan Sayın Mehmet Ali Baran ile yaptığı söyleşi, yanıtları ile “Batı Rüyası Okulu Kulu” adlı belgesel yapıt ile kamuya (2002) sunuldu ve itiraz görmedi, onaylandı.

Kulu’yu yakın tarihi ile tanımanın ve tanımlamanın güvenilir bir yolu da bu tür güvenilir söyleşilerden geçer. Sanal, düzmece bir tarih yazma modasının yaygınlaştığı her dönemde, güvenilir insanlarla güvenilir yazarların, düşün adamlarının söyleşilerine gerek var. Evet bu tür çalışmalara gerek var.

Şöyle ki güvenilir insanlarla yapılan söyleşiler yeter mi? Yetmez?

Saygıdeğer ve güvenilir bir yazarlık birikimi gerekir bunun için, öteki açıdan geçmişi ile kendi özgüvenine saygılı yazarların yansız oluşları gerekir bu tür çalışmalar için.

Bu satırların yazarının güvenilirlik altyapısı, “Türk Yazını” (Ocak 1972-Haziran Eylül 75) dünyasında bugün bile aranan, Tekin Sonmez’in 45 ay boyunca yayımladığı/yönettiği; şöyle ki “Çocuk Eğitimi ve Edebiyatı”, “Türk Öykücülüğü” “Sabahattin Ali”, “Nazım Hikmet”, “Türk Karikatürü” “Vietnam” ve “Şili edebiyatları” gibi özel sayılarla kamuya sunduğu Yansıma Dergisi’dir ve bu arkaplan bizleri bir romancı olarak yaşayan güvenilir bir yazarlık birikimine götürür.

Kulu’ya ve Baran ailesine ise Tekin Sonmez ile birlikte gidiyoruz.

Yukarıda izlediğimiz M. Ali Baran ve kardeşi Ahmet Baran dışında, Kulu’da başkanlık yapmış kardeşlerden Hüseyin Baran (1943-45) ve ayrıca bu aileden Cafer Baran (1934-1943 ve 1950-57) ve bir de Derviş Abidin Bey’in kardeşi İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) var.

Şunu ilk başta yansız ve önkoşulsuz algılamak gerekiyor; Baran ailesi üyelerinden beş insan ayrı ayrı dönemlerde kırk iki yıl Kulu’da yönetim görevi üstlenmişler. Bilgiler bizi yanıltmıyorsa İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) ile kazanılan yönetim erki, Cafer Baran ile iki evre sürüyor ve Kulu’nun ilçe olma tarihi bu dönemde başlıyor.

Kulu’da başkanlık yapmış ve bu toplumu yönetmiş Mehmet Ali Baran beş yıllık dönemle üçüncü sıradadır. Bu aileden son başkan olan Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi güvenilir bir kaynaktır.

Pek az sayıda kent tarihinde böyle bir aile, yerleşim/yönetim ilintisi, buna bağlı nüfus hareketleri tarihi görebiliriz. Bu ne demektir?

Şu demektir, 1926’dan 1968’e dek ardılı periyotlarla kırk iki yıl tarihe damgasını vuran, kimlik ve kişilik simgelerini yönetim üsluplarını kent yapısına konduran ve Cumhuriyet'in kuruluşunda ortaya çıkan bir ailenin tarihi ile içselleşen bir kentleşme tarihidir.

Verilere göre bu aile Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Derviş Abidin Bey’in kardeşi, İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) ile Kulu’da tarih ve toplum yönetimi sahnesine çıkıyor ve CHP iktidar yıllarında (1934-1943) burayı yöneten Cafer Baran (1950-57) ile aile, DP saflarında yer alıyor ve bu durum Ahmet Baran (1957-60) ile sürüyor.

İsmail Hakkı Efendi'nin yeğeni, Derviş Abidin Bey’in oğlu, Kulu’da 7. başkan M. Ali Baran diyor ki; “bizim aileden beş kişi, benden önce dört kişi kulu da başkanlık yaptı. 1960 ihtilalden sonra beni seçtiler.”

“Siz başkanlığı almadan önceki haliyle Kulu nasıldı,” diye soruyorum.

Diyor ki; “Kulu o zman, 1954 e kadar Kulu bir köydü. Tamamen bir köydü. 1954 te kaza oldu."

Böyle ise, bu yerleşim alanındaki dinamiklerin görünürlüğünü, soyut olmayışını ve nesnelliği ile inanırlığını, 1954 te ilçe oluşuyla evrilen nüfus hareketlerini yine bu aile ile Kulu’nun nereden nereye geldiğini bizlere sunan bir gerçeklikle karşı karşıyayız burada.

Kulu Tarihi diye nesnel bir tarih olacaksa, yazısız böyle bir tarih için Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi analitik açıdan güvenilir bir başlangıç noktasıdır. Ben bu çıkış noktasına bakarak ve bu söyleşiye sadık kalarak Kulu’ya yaklaşmayı deneyeceğim.

23 Haziran 2009 Salı

Kulu’ya Uzaktan Bakış ve Erken Çağlar Tarihi; On Birinci Yazı

1)Bölgede Erken Çağlar; Cilalı Taş Çağı...
Ankara’ya daha yakın fakat Konya iline bağlı olan Kulu ilçesi, bulunduğu bölgenin “erken kültürlenme” geçmişiyle koşut bir tarih çerçevesi içinde yer alıyor.

Konya ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda “yontma taş çağı”; paleolitik eser azlığından söz edilir. Bununla birlikte bir sonraki neolitik; “cilalı taş çağı” arkeoloji buluntularının çokluğu bilim adamlarının ortak görüşüdür.

Kulu’yu merkez çekim alanına kotlayan tanınmış “Çatalhöyük” ve “Canhasan” höyüklerinde cilalı taş çağı buluntuları, günümüzden sekiz bin yıl ötelere uzanır. Başka bir betimleme ile, bu bölgedeki bu höyüklerin dünya ölçeğinde tarih öncesi önemi var.

2)Mezopotamya İndus ve Anadolu Uygarlıkları...
Dünyada planlı kent mühendisliği, yerleşik yaşam ve “üretim ekonomisi” ile Çatalhöyük ilk sayılıyor. Pakistan-Harappa ve Mohenjo Daro diye anılan İndus Vadisi ile Mısır Nil Uygarlığı’ndan öncelere tarihlenmektedir bu çerçeve içindeki Çatalhöyük.

Özeti: İndus Vadisi Uygarlığı’nın bağlantısı olan “yazı öncesi” ilk çağlar ve "yazı"nın icadıyla doruklaşan Mezopotamya Uygarlıkları’nın kuzeybatı ucu Kulu’yu da içine alan orta Anadolu bölgesidir.

3) Arkeolojik Kültür Kalıtı Orta Anadolu...
Arkeolojik “bronz çağı” bulgularına kaynak olabilir, Konya-Ankara hattında yüzlerce höyük bulunması Kulu’yu da kapsayan tarih öncesi erken kültür katlarıyla oluşan zenginlik kanıtlandı son yıllarda.

Kapadokya altsınırı Konya ve çevresinden, üstsınırı Hitit Başkenti Hatuşaş’tan başlar; kuzey yönü ile batıda Emirdağ ve Yazılıkaya yönüne ulaşır ve bu doğrultu “göller vadisini içine aldıktan sonra, Çumra-Karaman “İvriz geç Hitit dönemi” uygarlıklarını, Hacılar-Ulukışla’yı kapsar ve dönüp Kaneş’ten Hatuşaş ile birleşir yine.

4) Kulu, Büyük Kapadokya ve Hititler...
Böyle bir fotoğrafın merkez karesi içinde görmek gerekir Kulu’yu.
Bu bölgenin daha önceki adlandırılması, Tuz Gölü’nü de içine alan “Büyük Kapadokya” diye bilinir.

Kulu ilçesini de kapsayan bölge, büyük Anadolu düzlüğü (platosu) erken “ön kültürlenme” alanıdır. Erken Hitit dönemlerinin bu bölgedeki kayıt belge bulguları olarak Konya’nın 10 km. batısında “Karahöyük” yeterli arkeolojik veriye sahiptir.

Yükselen Hitit dönemlerini de içine alan Büyük Kapadokya merkezi dünyanın ilk yazılı kil tabletleriyle Hatuşaş, Anadolu “erken devlet arşivi” belgeselinin beşiğidir aynı zamanda. Bir başka ifade ile Kayseri (Kaneş), Ankara (Hatuşaş), Konya (Çatalhöyük), Anadolu insan genlerinin merkezi altyapısındaki “ilk kültürlenme” temel taşlarıdır ve Kulu bu merkezdedir.

Kulu, beş kilometre yakınında arkeolojk kazı bekleyen bir höyük ile (Haydar Akan’ın doğduğu köy) dikkat çekmektedir ve Kulu bu coğrafyanın, bu yerleşim alanının çok yakın bir uzantısı olarak merkez figürde yerini alır.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Haydar Akan, Tekin Sonmez Söyleşisi, İlk Bölüm Onuncu Yazı

Haydar Akan Kulu’da doğdu ve büyüdü, öğrenimini Türkiye’de yaptı, yaşamını sürdürme konusunda İsveç’i seçti. Fakat sürekli olarak Kulu üzerine düşündü, Kulu’nun gelişimi için tasarımlar kurdu, Kulu ile sıkı iletişim sürdürdü, bir ayağı Stockholm’de oldu ve zihinsel olarak tümü ile Kulu’da yaşadı. İsveç Başbakanı’nın Kulu’ya gitmesi konusunda Sayın Haydar Akan ile kısa bir söyleşi yaptık. İlk bölümünü yayınlıyoruz.

1.SORU; Sayın Haydar Akan siz Kulu’da doğdunuz büyüdünüz ve İsveç’e göçtünüz. Burada aydın kesimden biri olarak öne çıktınız, bir dönem Federasyon Başkanlığı yaptınız, bir anlamda sessiz, Kulu’nun göze görünmekten hoşlanmayan önderi olarak Kulu üzerine kapsamlı şekilde düşündünüz. Sonunda İsveç Başbakanı’nın Kulu’ya gitmesine de tanık oldunuz. Bu gezinin anlamı nedir? Bizi aydınlatır mısınız?
1.YANIT; Başbakan’ın Kulu’ya ziyaret yapacağını biz önceden bilmiyorduk, bu yönde bilgi almamıştık. Son beş yıl içinde İsveç Kralı, Kraliçesi, Meclis Başkanı ve en sonunda da Başbakan Turkiye’yi ziyaret etti. Bunların içinde Başbakan’ın programına Kulu’nun alınması Kululular açısından ve Kulu açısından iyi değerlendirilmesi gereken bir durumdu, ama bende iyi değerlendirilemediği düşüncesi hakim.

2.SORU; Kulu’nun İsveç’e varışı üzerinden kırk beş yıl geçti ve sonunda İsveç Başbakanı da Kulu’ya gitti ve siz bu konu için “..iyi değerlendirilemediği düşüncesi hakim,” dediniz. Türkiye açısından mı, Kulu açısından mı iyi değerlendirilemedi?
2YANIT; Kulu açısından iyi değerlendirilemedi. Kanımca Kulu’ya ayırdığı üç saat, Kulu Belediyesi’ni ziyaret, Olof Palme Parkı’nı ziyaret ve orada İsveç’le bağlantısı olan beş altı aile ile görüşme biçiminde gerçekleşti. Belediyede Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşlarının görüşmesinde neler konuşulduğunu biz şu anda hala bilmiyoruz.

3.SORU; Kulu/İsveç arasında kırk beş yıllık birikime dayalı kriterler yok mu? Bu durumlarda buna dayalı bir ön bilgilendirme yapılmazdı mı?
3YANIT; Resmi bir açıklama yapılmadı böyle bir talep de olmadı kimseden. Belediye Başkanı böyle bir programın gerşekleşeceğini en azından üç dört hafta öncesinden mutlaka biliyordu. Çünkü İsveç Büyükelçiliği kendilerini ziyaret etmiş, (web sitesinden aldığımız bilgiye göre söylüyorum bunları) program üzerinde mutabık kalmışlar, kimlerle görüşüleceği, nerelerde durulacağı, nasıl hareket edileceği vs konuşulmuş. Bu geçen süre içinde Belediye Başkanı bir çalışma ekibi oluşturarak bu ziyareti daha anlamlı kılacak bir çalışma yapabilirdi.

4.SORU; Kulu Belediyesi önceden bir açıklama yapmadı mı?
4.YANIT; Kulu’da duyurulmuş olabilir, bilmiyorum ama biz İsveç’te yaşayanlar duymadık. Ziyarete üç dört gün kala Kulu’da çıkan bir yerel gazeteden okuma imkanımız oldu, üç dört gün içinde de başka bir şey yapma şansımız olamazdı zaten.

5.SORU;Bu ziyaretin Kulu’ya daha çok artı kazandırması açısından, Kulu ile İsveç arasında oluşan kırk beş yıllık birikim sizin elinizde olsaydı, siz Haydar Akan olarak nasıl bir program yapardınız?
5.YANIT; İsveç’te 30 bin Kululunun olduğundan bahsediyoruz. Bu 30 bin kişinin geçen 45 yıllık süre içinde belli artıları var, belli kayıpları var. Bunları doğru değerlendirip yeni talepler geliştirilebilirdi. Bu insanların buradaki eğitiminin, eğitim kalitesinin artırılması, yaşlıların konut ve sağlık durumlarının iyileştirilmesi, çocuklarımız için eğitimde fırsat eşitliği, çalışma hayatında daha iyi koşulların oluşturulması gibi talepler geliştirilebilirdi. Yani bu düşünce daha da geliştirilebilirdi. Orada olanlar yani Kulu’da yasayanlar için de ayrıca bir çalışma yapılabilirdi. Kulu’yla İsveç’te Kululuların yasadığı belediyeler arasında yıllar önce başlatılmış ilişkilerin geliştirilmesi için bir çalışma başlatılabilirdi. Ama bu yapılamadı, bu önemli bir eksiklik bence.

Sürecek...

7 Mayıs 2009 Perşembe

Bir misyon ve bir model olarak Kululular; Tandoğan Uysal Tekin Sonmez Söyleşi, İkinci Bölüm, Dokuzuncu Yazı


SORU; Bir gazeteci olarak ilginizi çekti mi Sayın Uysal, İsveç’te Kulu kökenli bir miletvekili ya da bir belediye meclis üyesi oldu mu?
YANIT; Şimdi, belediye meclis üyeleri var. Bunlardan birisi şu anki Federasyon Başkanı Hasan Dölek, Sosyal Demokrat Parti’den Stockholm Belediye Meclis Üyesi. Diğer ufak belediyelerde oturan Kululuların belediye meclislerinde olduğunu biliyorum. Tabii ki bu yılladır belediye meclislerinin içerisinde kaldı. İsveç parlamentosuna girme noktalarına gelmedi ama son iki yıldır Hasan Dölek bunu zorluyor. Bu seçimlerde sanıyorum İsveç parlamentosuna girme girişimi olacak.

SORU; Bugün İsveç kamuoyunda Türkiye’nin tanıtımı açısından Kululuların önemi nedir?
YANIT; Şimdi bir kere İsveç’te Kululuların çok sayıda olması nedeniyle bugün İsveç kamuoyunda Türkiye’nin tanıtımı açısından Kululular çok önemli bir potansiyel. Yani bugün bir İsveçli, bir restorana gidip bira içerken ona birayı satan kişinin Türk olması nedeniyle en azından Türkiye’nin konuşulduğunu adım gibi biliyorum. Hepsi Türkiye’nin tanıtım elçileri, o açıdan çok önemliler. Bugün onların ilk konuştuğu şey; “İşte, Türkiye’ye gittin mi, tatile gittin mi, gitmedinse git..” bu çok önemli yani Türkiye Cumhuriyeti milyarlar harcıyor tanıtım için bugün. 70 bin Kululu bugün Türkiye’yi bir şekilde her ortamda tanıtıyor. En azından İsveç vatandaşları vasıtasıyla yönlendiriyor. Eee bunun hergün hergün sorulduğunu düşünün, o insan da en azından; “aaa, ya bir Türkiye’ye gideyim, bakayım nasıl,” diyecektir, o açıdan çok olumlu, yani İsveç’te Kululuların olması.

SORU; Sivil Toplum modeli olarak İsveç’i ne oranda model olabiliyorlar, bir gazeteci olarak Tandoğan Uysal’a göre? Bunu Kulu’ya ne ölçüde yansıtabiliyorlar?
YANIT; İsveç toplumunda tabii ki ilk gelen kesim örgütlü bir topluma geldiği için de çok sayıda Türk dernekleri kurulmuş, yani toplumu bir şekilde zorluyor. Bu da tabii Türkiye için, özellikle Kulu için bir model, yani İsveç’in dünyada önde gelen sivil toplum örgütlü bir ülke olması sıfatıyla buradan bu oluşumun içinde olmaları nedeniyle etkileniyorlar. Bunu bir şekilde Kulu’ya taşıyorlar. Sanıyorum o açıdan da İsveç’te Kululuların olması Kulu’ya olumlu yansıyor. Başta dedim ki; “İsveç’e Kulu Belediye Başkan adayları geliyor.” Demek ki model olarak İsveç’ten birşeyler almak istiyorlar. Buradaki vatandaşlarından etkileniyorlar. İşte bir kanalizasyon sorununu, bir park sorununu, bir şehirleşme ve endüstriyel bir pazar oluşumu konusunda da buradakilerin görüşlerini sorduklarına göre demek ki buradaki insanların bilgi birikimine ihtiyaçları var.

SORU; Federasyon’un Kulu’ya artıları nedir? Federasyonu nasıl bir işlevde görmeliyiz?
YANIT; Federasyon tabii ki uzun yıllardır Kululuların elinde bir sivil toplum örgütü olarak, Türk derneklerinin bağlı olduğu en üst organ. Tabii ki bu yerel belediyelerde, belediyelerin işlevi daha güzel olursa o ülkenin düzeni de güzel oluyor. Bu federasyon için de geçerli, bugün Kululuların ağırlıkta olduğu derneklerde faaliyetler ne kadar canlı olursa federasyonun faaliyeleri de o kadar güzel oluyor. O nedenle Federasyonun anca yön gösterme etkisi var, ya da işte İsveç’teki resmi kurumlarla bilgi alışverişini yerel derneklere yansıtma gibi bir misyonu var. Ama tabii lokomotif o, yani Federasyon.

SORU; Kulu’nun, İsveç’te öteki yabancılara örnek olması gibi bir misyon yüklendiği görüşüne katılır mısınız?
YANIT; İsveç’te yaşayan Kululular gerçekten örnek olabilecek konumda insanlar. Yani bu hem yılların getirmiş olduğu, göçmenliğin vermiş olduğu tecrübeler, mesela yeni bir örgüt, yeni bir göçmen grubu geliyor, Türkler gösteriliyor. Mesela.. “..bunlar 60 yılları sonunda geldi, işte böyle örgütleştiler, İsveç toplumuna karıştılar, işte böyle oldular..” Yani İsveç’in resmi devlet kurumlarının yaptığı araştırmada da zaten Kululular bugün İsveç toplumuna en uyumlu yabancı göçmen grupları arasında gösteriliyor. Bir model olarak gösteriliyor.

SORU; Bir model ve bir misyon... doğru mu? Bu gösterme Türkiye adına mı? Göçmenler adına mı? Örneğin Greklere, İtalyanlara mı yoksa yeni gelen yabancılara mı bir model olarak gösteriliyorlar?
YANIT; Yeni gelen göçmenlere; Rusya’dan gelen, Afrika’dan gelen göçmenlere; yani bugün modeller.

SORU; Böylece demek ki Kulu adı burada kalmıyor, dünyanın öteki taraflarının göçmelerine de gidiyor ve uluslararası bir isim olarak KULU adı ortaya çıkıyor, böyle mi? Tandoğan Uysal olarak katılıyor musun buna?
YANIT; Evet. Katılıyorum.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Kulu Yerel Tarihi, Osman Demirörs/Tekin Sonmez Söyleşisi, İkinci Bölüm; Sekizinci Yazı

Dede tarafının, Tuz Gölü çevresinde bir Türkmen köyünden Kulu'ya geldiğini söyleyen ve otuz beş yıldır Stockholm ticaret hayatı içinde kendisine saygın bir yer yapmış olan Osman Demirörs ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

SORU; Anladığımız kadarıyla o günlerde şöyle ki yetmişli yıllarda İsveç’e gelmek kolaymış Osman Bey! Örneğin Siz İsveç’e ilk geldiğinde kimde kaldınız?
YANIT; Ben, ilk üç gün dayımın yanında kaldım, ondan sonra, o liseden arkadaşlar vardı beni buldular, aldılar götürdüler. Hala daha işte buradayım.

SORU; Osman Bey, sizin bir de Kulu’da öyküleriniz var, babanızın erken ölümü ile geride kalan çok çocuklu bir aile var, Dede var, ve gelenekler... Bunları yerel tarih, gelenekler açısından konuşmak ister misiniz? Siz ailenin büyük evladı, en büyük oğlusunuz. Babanızın erken ölümü, geride kalan sekiz on nüfuslu kardeşleri ile aile ve bir anne.. ve anladığımız kadarı, size karakter olarak öncü bir model oluşturan Türkmen kocalardan bir dede var. Ne söyleyeceksiniz?
YANIT; Evet! Tabii dokuz kardeşli bir ailenin en büyük evladı olmak, bazı sorumluluklar getiriyor, onun bilincinde olunca işte babanın yerine geçmek zorundasınız.

SORU; Osman Demirörs olarak bu görevleri size anlatanlar mı oldu?
YANIT; Hayır! Bana kimse anlatmadı. Ben o törelerden o topraktan o havadan o rüzgardan aldım, ama ben çocuğuma anlatıyorum burada İsveç’te olduğu için "..işte oğlum," diyorum, "sen bizim ailemizin Türkiye’de ya da dünyada bizden sonra adını götürecek kişisin," diyorum. "İşte dedem, dedemiz Kulu’da Millet Partisi İlçe Başkanıydı.." Yani Tekin Bey, dede derken (biz daha çok kendi ataerkil bir toplumdan geldiğimiz için) bizim o yörelerde daha çok dedem dendiği zaman kendi baba tarafı olur, ya da babaanne ya da ebe, nine dendiği zaman yine baba tarafından bahsedilir.

SORU; Şimdi oğlunuz Erbildik'e anlattığınız bu görevi Size aile mi verdi?
YANIT; Hayır! Bana o görevi töreler verdi ve devam ediyor, ben ölene kadar da devam eder.

SORU;; "Töre" dediniz! Nasıl sürüyor kardeşler arasında bu töre? Bu konu çok ilginç! Anlatır mısınız?
YANIT; Yani şimdi kimisi bunun farkında değil Tekin Bey! Yani zaten siz öyle bir görevi alınca birilerinin farkında olması için almıyorsunuz! O topraklarda doğup büyüdüğünüz için otomatik o topraklar size veriyor o görevi, onu siz kabul ediyorsunuz, beklemiyorsunuz zaten birileri bunu görsün de veya.. size versin diye beklemiyorsunuz. Evet ve ben ölene kadar da bu görevim devam edecek,oğluma da, adını Erbildik koydum, sülalemin adı ve.. zaman zaman anlatıyorum, "sen," diyorum, " bu sülalenin en önemli fertlerinden birisin, ölene kadar şu görevlerin var," diye.

SORU;; Dede ile olan bireylik ve aile bağlantısını anımsıyorum, Osman Bey. Daha önce de anlatmıştınız dede büyüttü sizi, o.. neler verdi size.. Oğuz şaman geleneğinde, Türkmen Kocalarının bildiği bir “sır” verdi, belki. Bir de sinema var o zaman Kulu’da. Fakat Osman Demirörs on yaşında çocuk, Kulu’da sinema oynatıyor, ya sonra?
YANIT; Söylediğim gibi on yaşında başladı bu işler Tekin Bey ve beş yıl sürdü. Bizden sonra birkaç sinema açıldı kapandı, Türkiye’nin genelinde sinema yok. Yani bitti o iş. On yaşında, ben, dedem varken ve ben ordayken dedem zaten beni hiç yanından ayırmazdı. Onun için birçok şeyleri yaşayarak öğrendim.

SORU; Kulu’ya nerden gelmiş sizin dede, oraları hiç düşündünüz mü? Hangi bölgeden geliyorsunuz? Türkmen dediniz bir söyleşide, bir yerden mi gelmişler, yoksa ordan mı doğup büyümüş bir aile?
YANIT; Tabii ben 1700’lü yıllara kadar isim isim biliyorum. Hemen gölün öbür tarafında Tuz Gölü'nün öbür yakasında, bugünkü Şereflikoçhisar’a bağlı bir köyden, bir Türkmen köyü, bu köyden yani. Evet araba yoluyla 30 kilometre uzaklıkta bir Türkmen köyü.