23 Mayıs 2009 Cumartesi

Haydar Akan, Tekin Sonmez Söyleşisi, İlk Bölüm Onuncu Yazı

Haydar Akan Kulu’da doğdu ve büyüdü, öğrenimini Türkiye’de yaptı, yaşamını sürdürme konusunda İsveç’i seçti. Fakat sürekli olarak Kulu üzerine düşündü, Kulu’nun gelişimi için tasarımlar kurdu, Kulu ile sıkı iletişim sürdürdü, bir ayağı Stockholm’de oldu ve zihinsel olarak tümü ile Kulu’da yaşadı. İsveç Başbakanı’nın Kulu’ya gitmesi konusunda Sayın Haydar Akan ile kısa bir söyleşi yaptık. İlk bölümünü yayınlıyoruz.

1.SORU; Sayın Haydar Akan siz Kulu’da doğdunuz büyüdünüz ve İsveç’e göçtünüz. Burada aydın kesimden biri olarak öne çıktınız, bir dönem Federasyon Başkanlığı yaptınız, bir anlamda sessiz, Kulu’nun göze görünmekten hoşlanmayan önderi olarak Kulu üzerine kapsamlı şekilde düşündünüz. Sonunda İsveç Başbakanı’nın Kulu’ya gitmesine de tanık oldunuz. Bu gezinin anlamı nedir? Bizi aydınlatır mısınız?
1.YANIT; Başbakan’ın Kulu’ya ziyaret yapacağını biz önceden bilmiyorduk, bu yönde bilgi almamıştık. Son beş yıl içinde İsveç Kralı, Kraliçesi, Meclis Başkanı ve en sonunda da Başbakan Turkiye’yi ziyaret etti. Bunların içinde Başbakan’ın programına Kulu’nun alınması Kululular açısından ve Kulu açısından iyi değerlendirilmesi gereken bir durumdu, ama bende iyi değerlendirilemediği düşüncesi hakim.

2.SORU; Kulu’nun İsveç’e varışı üzerinden kırk beş yıl geçti ve sonunda İsveç Başbakanı da Kulu’ya gitti ve siz bu konu için “..iyi değerlendirilemediği düşüncesi hakim,” dediniz. Türkiye açısından mı, Kulu açısından mı iyi değerlendirilemedi?
2YANIT; Kulu açısından iyi değerlendirilemedi. Kanımca Kulu’ya ayırdığı üç saat, Kulu Belediyesi’ni ziyaret, Olof Palme Parkı’nı ziyaret ve orada İsveç’le bağlantısı olan beş altı aile ile görüşme biçiminde gerçekleşti. Belediyede Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşlarının görüşmesinde neler konuşulduğunu biz şu anda hala bilmiyoruz.

3.SORU; Kulu/İsveç arasında kırk beş yıllık birikime dayalı kriterler yok mu? Bu durumlarda buna dayalı bir ön bilgilendirme yapılmazdı mı?
3YANIT; Resmi bir açıklama yapılmadı böyle bir talep de olmadı kimseden. Belediye Başkanı böyle bir programın gerşekleşeceğini en azından üç dört hafta öncesinden mutlaka biliyordu. Çünkü İsveç Büyükelçiliği kendilerini ziyaret etmiş, (web sitesinden aldığımız bilgiye göre söylüyorum bunları) program üzerinde mutabık kalmışlar, kimlerle görüşüleceği, nerelerde durulacağı, nasıl hareket edileceği vs konuşulmuş. Bu geçen süre içinde Belediye Başkanı bir çalışma ekibi oluşturarak bu ziyareti daha anlamlı kılacak bir çalışma yapabilirdi.

4.SORU; Kulu Belediyesi önceden bir açıklama yapmadı mı?
4.YANIT; Kulu’da duyurulmuş olabilir, bilmiyorum ama biz İsveç’te yaşayanlar duymadık. Ziyarete üç dört gün kala Kulu’da çıkan bir yerel gazeteden okuma imkanımız oldu, üç dört gün içinde de başka bir şey yapma şansımız olamazdı zaten.

5.SORU;Bu ziyaretin Kulu’ya daha çok artı kazandırması açısından, Kulu ile İsveç arasında oluşan kırk beş yıllık birikim sizin elinizde olsaydı, siz Haydar Akan olarak nasıl bir program yapardınız?
5.YANIT; İsveç’te 30 bin Kululunun olduğundan bahsediyoruz. Bu 30 bin kişinin geçen 45 yıllık süre içinde belli artıları var, belli kayıpları var. Bunları doğru değerlendirip yeni talepler geliştirilebilirdi. Bu insanların buradaki eğitiminin, eğitim kalitesinin artırılması, yaşlıların konut ve sağlık durumlarının iyileştirilmesi, çocuklarımız için eğitimde fırsat eşitliği, çalışma hayatında daha iyi koşulların oluşturulması gibi talepler geliştirilebilirdi. Yani bu düşünce daha da geliştirilebilirdi. Orada olanlar yani Kulu’da yasayanlar için de ayrıca bir çalışma yapılabilirdi. Kulu’yla İsveç’te Kululuların yasadığı belediyeler arasında yıllar önce başlatılmış ilişkilerin geliştirilmesi için bir çalışma başlatılabilirdi. Ama bu yapılamadı, bu önemli bir eksiklik bence.

Sürecek...

7 Mayıs 2009 Perşembe

Bir misyon ve bir model olarak Kululular; Tandoğan Uysal Tekin Sonmez Söyleşi, İkinci Bölüm, Dokuzuncu Yazı


SORU; Bir gazeteci olarak ilginizi çekti mi Sayın Uysal, İsveç’te Kulu kökenli bir miletvekili ya da bir belediye meclis üyesi oldu mu?
YANIT; Şimdi, belediye meclis üyeleri var. Bunlardan birisi şu anki Federasyon Başkanı Hasan Dölek, Sosyal Demokrat Parti’den Stockholm Belediye Meclis Üyesi. Diğer ufak belediyelerde oturan Kululuların belediye meclislerinde olduğunu biliyorum. Tabii ki bu yılladır belediye meclislerinin içerisinde kaldı. İsveç parlamentosuna girme noktalarına gelmedi ama son iki yıldır Hasan Dölek bunu zorluyor. Bu seçimlerde sanıyorum İsveç parlamentosuna girme girişimi olacak.

SORU; Bugün İsveç kamuoyunda Türkiye’nin tanıtımı açısından Kululuların önemi nedir?
YANIT; Şimdi bir kere İsveç’te Kululuların çok sayıda olması nedeniyle bugün İsveç kamuoyunda Türkiye’nin tanıtımı açısından Kululular çok önemli bir potansiyel. Yani bugün bir İsveçli, bir restorana gidip bira içerken ona birayı satan kişinin Türk olması nedeniyle en azından Türkiye’nin konuşulduğunu adım gibi biliyorum. Hepsi Türkiye’nin tanıtım elçileri, o açıdan çok önemliler. Bugün onların ilk konuştuğu şey; “İşte, Türkiye’ye gittin mi, tatile gittin mi, gitmedinse git..” bu çok önemli yani Türkiye Cumhuriyeti milyarlar harcıyor tanıtım için bugün. 70 bin Kululu bugün Türkiye’yi bir şekilde her ortamda tanıtıyor. En azından İsveç vatandaşları vasıtasıyla yönlendiriyor. Eee bunun hergün hergün sorulduğunu düşünün, o insan da en azından; “aaa, ya bir Türkiye’ye gideyim, bakayım nasıl,” diyecektir, o açıdan çok olumlu, yani İsveç’te Kululuların olması.

SORU; Sivil Toplum modeli olarak İsveç’i ne oranda model olabiliyorlar, bir gazeteci olarak Tandoğan Uysal’a göre? Bunu Kulu’ya ne ölçüde yansıtabiliyorlar?
YANIT; İsveç toplumunda tabii ki ilk gelen kesim örgütlü bir topluma geldiği için de çok sayıda Türk dernekleri kurulmuş, yani toplumu bir şekilde zorluyor. Bu da tabii Türkiye için, özellikle Kulu için bir model, yani İsveç’in dünyada önde gelen sivil toplum örgütlü bir ülke olması sıfatıyla buradan bu oluşumun içinde olmaları nedeniyle etkileniyorlar. Bunu bir şekilde Kulu’ya taşıyorlar. Sanıyorum o açıdan da İsveç’te Kululuların olması Kulu’ya olumlu yansıyor. Başta dedim ki; “İsveç’e Kulu Belediye Başkan adayları geliyor.” Demek ki model olarak İsveç’ten birşeyler almak istiyorlar. Buradaki vatandaşlarından etkileniyorlar. İşte bir kanalizasyon sorununu, bir park sorununu, bir şehirleşme ve endüstriyel bir pazar oluşumu konusunda da buradakilerin görüşlerini sorduklarına göre demek ki buradaki insanların bilgi birikimine ihtiyaçları var.

SORU; Federasyon’un Kulu’ya artıları nedir? Federasyonu nasıl bir işlevde görmeliyiz?
YANIT; Federasyon tabii ki uzun yıllardır Kululuların elinde bir sivil toplum örgütü olarak, Türk derneklerinin bağlı olduğu en üst organ. Tabii ki bu yerel belediyelerde, belediyelerin işlevi daha güzel olursa o ülkenin düzeni de güzel oluyor. Bu federasyon için de geçerli, bugün Kululuların ağırlıkta olduğu derneklerde faaliyetler ne kadar canlı olursa federasyonun faaliyeleri de o kadar güzel oluyor. O nedenle Federasyonun anca yön gösterme etkisi var, ya da işte İsveç’teki resmi kurumlarla bilgi alışverişini yerel derneklere yansıtma gibi bir misyonu var. Ama tabii lokomotif o, yani Federasyon.

SORU; Kulu’nun, İsveç’te öteki yabancılara örnek olması gibi bir misyon yüklendiği görüşüne katılır mısınız?
YANIT; İsveç’te yaşayan Kululular gerçekten örnek olabilecek konumda insanlar. Yani bu hem yılların getirmiş olduğu, göçmenliğin vermiş olduğu tecrübeler, mesela yeni bir örgüt, yeni bir göçmen grubu geliyor, Türkler gösteriliyor. Mesela.. “..bunlar 60 yılları sonunda geldi, işte böyle örgütleştiler, İsveç toplumuna karıştılar, işte böyle oldular..” Yani İsveç’in resmi devlet kurumlarının yaptığı araştırmada da zaten Kululular bugün İsveç toplumuna en uyumlu yabancı göçmen grupları arasında gösteriliyor. Bir model olarak gösteriliyor.

SORU; Bir model ve bir misyon... doğru mu? Bu gösterme Türkiye adına mı? Göçmenler adına mı? Örneğin Greklere, İtalyanlara mı yoksa yeni gelen yabancılara mı bir model olarak gösteriliyorlar?
YANIT; Yeni gelen göçmenlere; Rusya’dan gelen, Afrika’dan gelen göçmenlere; yani bugün modeller.

SORU; Böylece demek ki Kulu adı burada kalmıyor, dünyanın öteki taraflarının göçmelerine de gidiyor ve uluslararası bir isim olarak KULU adı ortaya çıkıyor, böyle mi? Tandoğan Uysal olarak katılıyor musun buna?
YANIT; Evet. Katılıyorum.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Kulu Yerel Tarihi, Osman Demirörs/Tekin Sonmez Söyleşisi, İkinci Bölüm; Sekizinci Yazı

Dede tarafının, Tuz Gölü çevresinde bir Türkmen köyünden Kulu'ya geldiğini söyleyen ve otuz beş yıldır Stockholm ticaret hayatı içinde kendisine saygın bir yer yapmış olan Osman Demirörs ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

SORU; Anladığımız kadarıyla o günlerde şöyle ki yetmişli yıllarda İsveç’e gelmek kolaymış Osman Bey! Örneğin Siz İsveç’e ilk geldiğinde kimde kaldınız?
YANIT; Ben, ilk üç gün dayımın yanında kaldım, ondan sonra, o liseden arkadaşlar vardı beni buldular, aldılar götürdüler. Hala daha işte buradayım.

SORU; Osman Bey, sizin bir de Kulu’da öyküleriniz var, babanızın erken ölümü ile geride kalan çok çocuklu bir aile var, Dede var, ve gelenekler... Bunları yerel tarih, gelenekler açısından konuşmak ister misiniz? Siz ailenin büyük evladı, en büyük oğlusunuz. Babanızın erken ölümü, geride kalan sekiz on nüfuslu kardeşleri ile aile ve bir anne.. ve anladığımız kadarı, size karakter olarak öncü bir model oluşturan Türkmen kocalardan bir dede var. Ne söyleyeceksiniz?
YANIT; Evet! Tabii dokuz kardeşli bir ailenin en büyük evladı olmak, bazı sorumluluklar getiriyor, onun bilincinde olunca işte babanın yerine geçmek zorundasınız.

SORU; Osman Demirörs olarak bu görevleri size anlatanlar mı oldu?
YANIT; Hayır! Bana kimse anlatmadı. Ben o törelerden o topraktan o havadan o rüzgardan aldım, ama ben çocuğuma anlatıyorum burada İsveç’te olduğu için "..işte oğlum," diyorum, "sen bizim ailemizin Türkiye’de ya da dünyada bizden sonra adını götürecek kişisin," diyorum. "İşte dedem, dedemiz Kulu’da Millet Partisi İlçe Başkanıydı.." Yani Tekin Bey, dede derken (biz daha çok kendi ataerkil bir toplumdan geldiğimiz için) bizim o yörelerde daha çok dedem dendiği zaman kendi baba tarafı olur, ya da babaanne ya da ebe, nine dendiği zaman yine baba tarafından bahsedilir.

SORU; Şimdi oğlunuz Erbildik'e anlattığınız bu görevi Size aile mi verdi?
YANIT; Hayır! Bana o görevi töreler verdi ve devam ediyor, ben ölene kadar da devam eder.

SORU;; "Töre" dediniz! Nasıl sürüyor kardeşler arasında bu töre? Bu konu çok ilginç! Anlatır mısınız?
YANIT; Yani şimdi kimisi bunun farkında değil Tekin Bey! Yani zaten siz öyle bir görevi alınca birilerinin farkında olması için almıyorsunuz! O topraklarda doğup büyüdüğünüz için otomatik o topraklar size veriyor o görevi, onu siz kabul ediyorsunuz, beklemiyorsunuz zaten birileri bunu görsün de veya.. size versin diye beklemiyorsunuz. Evet ve ben ölene kadar da bu görevim devam edecek,oğluma da, adını Erbildik koydum, sülalemin adı ve.. zaman zaman anlatıyorum, "sen," diyorum, " bu sülalenin en önemli fertlerinden birisin, ölene kadar şu görevlerin var," diye.

SORU;; Dede ile olan bireylik ve aile bağlantısını anımsıyorum, Osman Bey. Daha önce de anlatmıştınız dede büyüttü sizi, o.. neler verdi size.. Oğuz şaman geleneğinde, Türkmen Kocalarının bildiği bir “sır” verdi, belki. Bir de sinema var o zaman Kulu’da. Fakat Osman Demirörs on yaşında çocuk, Kulu’da sinema oynatıyor, ya sonra?
YANIT; Söylediğim gibi on yaşında başladı bu işler Tekin Bey ve beş yıl sürdü. Bizden sonra birkaç sinema açıldı kapandı, Türkiye’nin genelinde sinema yok. Yani bitti o iş. On yaşında, ben, dedem varken ve ben ordayken dedem zaten beni hiç yanından ayırmazdı. Onun için birçok şeyleri yaşayarak öğrendim.

SORU; Kulu’ya nerden gelmiş sizin dede, oraları hiç düşündünüz mü? Hangi bölgeden geliyorsunuz? Türkmen dediniz bir söyleşide, bir yerden mi gelmişler, yoksa ordan mı doğup büyümüş bir aile?
YANIT; Tabii ben 1700’lü yıllara kadar isim isim biliyorum. Hemen gölün öbür tarafında Tuz Gölü'nün öbür yakasında, bugünkü Şereflikoçhisar’a bağlı bir köyden, bir Türkmen köyü, bu köyden yani. Evet araba yoluyla 30 kilometre uzaklıkta bir Türkmen köyü.

1 Mart 2009 Pazar

Kulu/Stockholm yaşamı ve bilardo; Yedinci Yazı


Değerli Okur,
http://konyakulutekinsonmez.blogspot.com/ile ilk ereğim salt Kulu tanıtımı değil, “Ben Kululuyum,” diyenleri de Kulu tanıtımına katma ereği var. Bakın bu insanlarımız Stockholm’de boş zamanlarında bilardo oynamaktalar işte. Bu yaşayan bir belgedir.

Her birey ve bu bireylerden oluşan toplumun tümü, hem tek tek hem topluca birer arkaplana sahiptirler. İsveç’te “en büyük göç gurubunu oluşturan” Kululular, varoldukları bireysel yaşamları ile oluşan arkaplanlarına, Stockholm’de yaşam arkaplanını da eklediler. Genetik kotlamalarda silinemez olan bu yaşam kulvarları da var şimdi.

Geçtiğimiz günlerde; http://konyakulutekinsonmez.blogspot.com/ iletişim adresi verdim ve “Batı Rüyası Okulu” başlığını öne çıkarıp, dedim ki; Kentler yazarlarıyla, sanatçılarıyla ölümsüzleşir; yazarsız, sanatçısız kentler silinip yiterler. Bunu gözönüne almak gerekiyor.

“Batı Rüyası Okulu'na Başlarken” ilk kısa yazıda “Modern zamanlı Kulu Tarihi, Kulu'nun Batı'da İstihdam Tarihi'dir,” dedim. Bu istihdam tarihinin ayrıntılarını söyleşilerle belgelemekten yanayım.

İkinci yazıda; “Stockholm, bu anlamda Nobel Ödülü simgesi ile de son yüzyılın yarattığı bir Başkent oldu,” ve “..en büyük göç gurubunu oluşturan insanlar; işte evrensel insan algısına bu simgelerle seslenen böyle bir kentte, Stockholm'de yaşıyorlar,” dedim.

Üçüncü Yazıda, “Hedeflerden birisi, belki de en önemlisi; söz kargaşası, “laf ebeliği” içine itilen toplumda, doğru, açık, yalın ve anlaşılır olma misyonu yüklenmek,” dedim. “Yazınsal metinleriyle evrensel diller ailesi düzeyindeki Türkçe ile yüklenen bir misyon”dan söz ettim. Burada anlaşılır olma ilkesi ilk hedeftir ki bu da ortak bir “üstdil” platformundan geçer. Bu ilkeyi, söyleşilerin dışında hep izleyeceksiniz. Neden söyleşiler farklı, şundan; söyleşilerin belgecilik sözlü dil ne ise kullanılan dil ne ise o, masaya gelecek.

Söyleşilere katılanların kullanmalıklarını değiştirmek değil, anlaşılması zor durumlarda, açımlamak yolunu seçeceğiz. Üçüncü Yazıda, “Hedeflerden birisi” de yansızlık ilkesi olarak sunuldu. Bunun neden o denli önemli olduğunu o yazıda açımlamaya gayret ettim.

Dördüncü yazıda Stockholm’de hemen herkesin sevdiği bir gazeteci olan Tandoğan Uysal ile Kulu üzerine bir söyleşi yayınladım. “İsveç’teki Kululular, Türkiye’nin kaderinin çiziminde artık önemli görülen simge isimler oldular. Kulu’nun nabzı artık Stockholm’de atıyor,” diyerek belgeci bir saptama yapan Sayın Uysal’ın söyleşisinin sürecek bölümünde de önemli görme ve göstermeler var.

Beşinci yazı; “Batı Rüyası ve monerniteye kısaca değiniyordu. Son on, hatta “Berlin Duvarı” yıkılışı ile başlayan ve “11 Eylül” ile doruğa çıkan başkalaşmada; “karmaşık algı” ile “yalın algı” açısından bir çizgi, modenrniteye kısa bir ara çizgi çekelim,” dedim. Buna devam edeceğim önümüzdeki günlerde.

Altıncı yazı yine bir söyleşi oldu. Daha önceleri belirttiğim; “Başarılı bir ailede çocukluğu ile lokomotif bir portre; Osman Demirörs ile içtenlikli bir anlatı” yayınlandı ve bu da öteki bölümleri ile sürecek.

Daha önce de söyledim, bireylik tarihi aynı zamanda yerel tarih dokusunu verir. Sayın Mehmet Ali Baran Kulu’nun yerel tarihini, ilk ağızdan verirken önemli göndermeler yaptı ve geçmişe ışık tuttu.

Sayın Osman Demirörs de otuz beş yıllık Stockholm ticaret hayatı öncesi, kendi bireysel arkaplanını verirken, Kulu’nun da o yıllara değgin sosyal yapısını ilk ağızdan belgeliyor.

Sevgi ve içtenlik...

Tekin Sonmez

Not; "Kentler yazarlarıyla, sanatçılarıyla ölümsüzleşir,” başlıklı yazıyı, bundan sonra; http://stockholmtekinsonmez.blogspot.com/ başlıklı BLOG izlence dizisinde okuyabilirsiniz. T.S.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Kulu Yerel Tarihi, Osman Demirörs/Tekin Sonmez Söyleşisi; Altıncı Yazı

Sevgili Osman Demirörs’ün iş yerindeyiz. Otuz beş yıldır Stockholm ticaret hayatı içinde kendisine saygın bir yer yapmış. Türkiye’den İsveç’e gelen en büyük grupta yer alıyor. Fakat ikinci öbekle 1970’li yıllarda Kulu’dan İsveç’e gelmiş. Aile bireyleri içinde bir ilke daha imza atarak, ilk kuşak Stockholmlu unvanına sahip olmuş. Ayrıca ailesinin lokomotif görevini de üstlenen Osman Bey’e, yaşayan yerel tarih çerçevesinde yaşam deneyimleri anlatısı için NİS Media mikrofonunu yöneltiyoruz.

SORU; Sayın Osman Demirörs, hikayeleriniz var, dedeniz.. bir partiden siyasete atılmıştı değil mi?
YANIT; Dedem Millet Partisi İlçe Başkanıydı, yıllarca o görevi sürdürdü, 1961 yılındaki seçimlerde milletvekili adayıydı. Ama giremedi aynı listeden Kart ailesinden şimdiki CHP milletvekili Kart’ın dedesi girdi. Sonra 65’te de zaten dedem vefat etti, babam da 80’de. Babam çok küçüktü 42 yaşındaydı vefat ettiğinde. Öyle oldu işte zaman geçiyor.

SORU; Siz, aile olarak, çok erken ticarete başlamışsınız, doğru mu?
YANIT; O dönemde daha çok gaz ve mazot satışı vardı, ben doğduğumda ailenin seyyar benzinliği, bir tuz fabrikamız, bir tamirhanemiz, bir otobüs şirketi vardı, doğduğumda onlar vardı tabii! Nakliye şirketi vardı, bir restoran vardı.

SORU; Kulu’da mı bulunuyordu bunların tümü?
YANIT; Evet, yani üç beş tane dükkan vardı, hatırladığım şeyler bunlar, atladığım çoktur. Bizim ailenin bir özelliği Tekin Bey, Kulu’ya çok ‘ilk’leri getiren bir aile. İlk restoran ilk tamirhane, ilk benzinlik ilk tuz fabrikası, ilk kızını okutan aile, halalarım.. ilk betonarme dediğimiz inşaatçılıkta, Kulu’ya inşaatı yapan aile, işte biçerdöver, çiftçilik.. şimdi aklıma gelenler. Unuttuklarım vardır. İlk büyük bir çarşıyı yapan gene biziz, benim döneminde.. şu anda Kulu’da tek temel üstüne en büyük insaat bize ait.

SORU; Osman Bey her ailede lokomotif olur. Siz İsveç’te Demirörs ailesine lokomotif olmuşsunuz. Değişik anlatılarınızdan bunlar çıkıyor. Birisinde, otobüsle bir yere gitmek var, çocuksunuz, nasıl olmuştu?
YANIT; Şimdi dedem 65 yılında vefat etti, babam genç, ben çocuğum. Babam, işte sağa sola gitmeyi çok seviyor, bu arada en önemli şeyi unuttum, söyleyim; ilk sinemayı getiren yine bizim aile, en önemli şeylerden biri ve sinema çalışır vaziyette. Diğer şeyler de var ama onların pek faaliyeti yok, ama faaliyette olan sinema. Babam yine çıktı gitti, ben ordayım.. kamyon vardı, gidiyor geziyor, iki ay, üç ay gelmiyor, ve ben.. ben on yaşında o sinemayı işlettim yıllarca. Ben on yaşında kamyonlarla otobüslerle Adana’ya gidiyordum 10 film götürüp 10 film getiriyordum, daha on yaşında..yım.

SORU; Bunlar, yaşam olarak salt İsveçli için değil, her çocuk için çok şaşırtıcı şeyler değil mi? Buradaki çocuklara bakarak, şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi Stockholm’de?
YANIT; Şaşırtıcı şeyler! Bugün gibi şimdi gözümün önüne geliyor film şeridi gibi. Konya’ya gidiyor film götürüyorum, o zaman filmler böyle şeydi 35’lik bir film koskoca bir sandık, kaldıramaz hamal tutardım.

SORU; Osman Bey, filmi sinemada kim oynatıyordu?
YANIT; Çalışan vardı ama ben herşeyi yapıyordum. Sinemanın makinistliğini de her türlü işini de yapıyordum. 10 yaşında bunu beceriyordum. 71 yılında, biz en son sinemayı kapattık. Dedemden sonra altı yıl daha devam etmiş...

SORU; 1965’de dedeyi kaybediyorsunuz, 10 yaşındasınız, sinemayı işletiyorsunuz, aşağı yukarı 16 yaşlarında sinema kapanıyor, 18/19 yaşında İsveç’e ilk gelenlerdensiniz, herhalde. Değil mi?
YANIT; Hayır değil! Kululular, arkadaşlarım vardı ilk gelenlerden.

SORU; Lise yeni mi açılmıştı o günlerde Kulu’da?
YANIT; Evet! Kulu’da lise yeni açılmıştı. İlk yıl toptan lise bir İsveç’e taşındı, tekrar kapandı, ertesi yıl tekrar açıldı. Bütün arkadaşlarımız buraya geldi. Ben de.. işte İsveç’e geldim. Yani buraya gelmek zorunda kaldık, çünkü bütün arkadaşlarımız burada. Öyle geldik. Geldik ve gidemedik hala buradayız. 1973 ve yıl 2008, ne olmuş.. 35 yıl.. zaman nasıl geçiyor Tekin Bey...

SORU; Kulu, Ankara.. Stockholm'e Uçakla mı geldiniz?
YANIT; İlk gelişim, Kulu, Stockolm hattında otobüs vardı.

SORU; Kulu’dan kalkan otobüs mu vardı? Stockholm, kaç saat sürdü?
YANIT; O dönem vardı. Beş gün sürdü. O dönemde Kulu/Stockholm hattında taksi de vardı, otobüs de.

SORU; Kulu’dan buraya, buradan Kulu’ya taksi, otobüs.. sürücüler, otobüs sahipleri, bunlar kimdi, nasıl oldu, nerede kaldınız?
YANIT; Kulu’daki taksiciler, Kulu’daki otobüsçüler, dolmuş hesabı, giriş çıkış yani.. O dönemin şartları neyse ona göre.. o dönemde şey yoktu vize.. yoktu, yoktu.. biz istediğimiz yere Türk vatandaşı olarak çıkıyorduk. Yani burda arkadaşlarımız olduğu için, Kulu’dan gelenler 70’e kadar biraz zorluk çekmişti. Ama 70’ten sonra gelenler... herkesin bir akrabası vardı.

Sürecek...

27 Şubat 2009 Cuma

Batı Rüyası, Kulu ve Modernite, Beşinci yazı

Felsefel planda farklı teorilerle karşımıza çıkabilir olan ve Batı’nın bugün farklı felsefel bakışının da katkılarıyla, bazı aydınlar tarafından eleştirel düzlemde yaklaşılan ve anarkist ya da “çevreci akımlar” tarafından yerden yere vurulan “modernizm” sözcüğünü, “yalın anlamda” başlama simgesi olarak alabilir miyiz? Tümü de kolay yoldan anlaşılabilir ya da anlaşılamaz afişler, duyurular, reklamlar, tanıtımlar dünyasının renkli vitrinlerinde yansıyan batılı bir topluma nereden bakacağız?

Son on yılda daha da başkalaşan “karmaşık algı” ile “yalın algı” açısından buraya bir çizgi çekelim.

Son on yılda oluşan büyük kırılmalar, derin fay hatlarının çökmesiyle ortaya çıkan bölünmeler sonucu dünyayı saran bugünkü kaygıları bir yana bırakarak, “yalın anlamda” başlama simgesi evet. İlk çıkış noktasında hele altmış yıl öncesinin yalın anlaşılırlığı ile bu simgeyi, modernite, modernizm, modern tanımını ödünç aldık, diyelim!

Şöyle ki; “modernizm”i, o günkü pencereden bakarak, çağla gelişen yaşam tarzına uyum ve insan ilişkilerini modern ölçütlere dayalı, birey olgusunu unutmadan sosyal referanslar, diye tanımlayalım.

Tarihin tekerlekleri yönünde teknolojik yenilikler ve bilimsel buluşlarla makro ve mikro planlarda ileriye dönük dinamiklerin hız verdiği ölçütlerle ve bireyi ıskalamayan sosyal referanslar, diye açımlayalım.

Bu konuda biraz derinleşmek, ister istemez “Tanzimat-ı Hayriye”; 1839’da “Gülhane Hattı Hümayunu” diye adlandırılan dönemdeki “reform” hareteketlerine götürür bizi. Sultan II. Mahmut ile başlayan hareketin hedefi, “Osmanlı devleti kurumlarını ve teşkilatını batı metotlarına göre modern bir duruma” getirmekti.

Ayrıntıları başka bir yerde, başka bir ölçek altında gözlemek üzere, “Batı rüyası ve modernite” başlığına dönünce şunu görüyoruz: Anadolu bozkırından insanlar, “seçilmiş” politikacıların çizdikleri yoldan dışarı taşmış; “batı rüyası” peşinde, “modernite” uğruna yollara düşmüşler.

Böyle olduğu için, örneğin Kulu ilçesi ve çevresinden yirmi bini aşkın nüfus, politikacılara akıl danışmadan İsveç’e gitmiş. Daha fazlası, Batı’nın kapılarına dayanıp, “Viyana Kuşatması”ndan sonra Avrupa’ya en kuvvetli ve en büyük sıçramayı yaparak içeri girmiş: Kanada, Belçika, Almanya, Fransa ve öteki ülkelere yerleşmişler.

Önlerine bu konuda herhangi bir bilgi herhangi bir seçenek konulmamış. Bu insanlar kendi öngörüleri; daha özü elyordamı doğrultusunda, “modernite”nin hüküm sürdüğü ülkelere ulaşmış ve oralarda “iskan” konusunu/sorununu da çözmüşler.

“Viyana Bozgunu”nun sonrası, geçen yüzyılın en geniş – köklü “iskan” olayını Avrupa’da kendiliğinden gerçekleştirenler, sadece “ekmek” için değil, aslında moderniteye dayalı sosyal referanslar ve bu tür bir yaşam standardı ve kriterleri doğrultusunda oralara gidip yerleşmişler.

İster bugüne, ister düne, ister yarına bakarak moderniteye dayalı sosyal referanslar ve bu tür bir yaşam standardı ve kriterlerini nasıl bir gözle okuyacağız?

Bu olguları, herhangi bir tartışmaya yer vermeden; “yansız” gazete diliyle okuyacak olursak, şöyle bir tümce dilimizin ucuna gelebilir. Altmış yıl öncesinden İsveç’e ulaşan nüfus hareketleri, daha o günlerde Anadolu insanının “modernite”ye özenini ve özlemini gösteriyor mu, göstermiyor mu?

Yoksa bu insanlar ana/baba ocaklarını bırakıp neden yollara çıktılar? Geleneklerini uslu uslu yaşama uğruna Anadolu bozkırlarında kalmadıklarına göre, en azından modern ufuklarda yeni bir arayışın, yeni bir bireşimin/sentezin kapılarını açma ve oradan dünyaya bakma ve dünyaya katılma uğruna olmadı mı bu nüfus hareketleri?

Evet! Tek tek olayları yan yana getirip, oluşan büyük nüfus hareketleri fotoğrafını okuduğumuzda sadece Kulu değil, o günlerde şöyle ki elli yıl önce görülen modernite ile ilgili Türkiye belgeseli de ortaya çıkıyor. Bu belgeselin başka bir açısında neler görüyoruz?

Afişler, duyurular, reklamlar, tanıtımlar dünyasının renkli vitrinlerinde yansıyan karmaşık Batılı bir topluma, daha yalın anlaşılabilir bir dünyadan yola çıkan ve kendileri için anlaşılması zor farklı bir dünyaya dikey gelen ve o günlerin şokunu atlatabilen bu insanları, bugün farklı bir şaşkınlık içinde görüyoruz.

Tekin Sonmez

25 Şubat 2009 Çarşamba

Kulu’nun İsveç’te geleceği var mı? Tandoğan Uysal/Tekin SonMez Söyleşisi, Dördüncü Yazı


Sevgili Tandoğan Uysal’ın evindeyiz. Yirmi yıllık gazeteci, fotoğrafçı; Başkentte İsveç sosyal, siyasal ve ekonomi kaynaklı haber tarihini güncel olarak olay yerinde izleyen, Türkiye ve Avrupa medya sektöründe başarılı haberler yapan gazeteci arkadaşımızın evindeyiz. Türkiye'den gelen en büyük grupla, gazeteci olarak güzel ilişkiler kuran Tandoğan Uysal yeni seçim öncesi anlamlı röportajlar da yaptı, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlandılar. Biz de soru yöneltmek istiyor ve Tandoğan Uysal’ın izlenimleri için NİS Media mikrofonunu ona yöneltiyoruz.


SORU; Kulu’nun İsveç’te geleceği var mı? Kulu imgesini getiren insanlar ve İsveç.. değerlendirmek için bunaları nasıl algılayalım?
YANIT; Şunu söyleyebilirim: Biliyorsunuz işte İsveç’te 70 bine yakın Kululu olduğu söyleniyor. Artık Kulu’nun geleceği İsveç’te yeşilleniyor. Son olarak yerel seçimlerin öncesinde CHP’nin belediye başkan adayı Cafer Tayyar Budak, Saadet partisinin başkan adayı, (ismini hatırlayamıyorum, o zat) İsveç’e gelerek seçim kampanyalarını Stockholm’deki Kululuların arasından başlattılar.

SORU; ‘Stockholm önemli bir başkenttir ve bu nedenle burada başlattılar,’ diyebilir miyiz? Yoksa neden burada başlatsınlar?
YANIT; Demek ki artık 70 bin Türk, Kululu Türk, yerel seçimler öncesinde önemli bir potansiyel hale gelmiş. Bu nedenle çok büyük bir önemi var İsveç’te yaşayan Kululuların. Tabii ki bunun birçok nedeni var. Kululuların çoğunluğu Stockholm gibi dünyanın önde gelen bir başkentinde yaşıyorlar.

SORU; Dünyanın önde gelen başkentinde yaşıyorlar, dediniz. Kulu’nun nabzı Stockholm’de atıyor demek iser gibi bir haliniz var?
YANIT; Evet! İster istemez burada etkileniyorlar. Buradaki sosyal refah devletini bir model olarak, işte bunu Türkiye’ye götürme söz konusu olabilir. Buradaki yaşantı biçimlerini Türkiye’de, Kulu’da yaşama geçirebilirler. Buradan etkilenebilen bazı insanların söylemleri, belediye başkanlarının belki ufuklarını açabiliyor. İsveç’teki Kululular, Türkiye’nin kaderinin çiziminde artık önemli görülen simge isimler oldular. Evet, Kulu’nun nabzı artık Stockholm’de atıyor diyebiliriz.

SORU; Sevgili Uysal, Kulu simgesi olan bu gurubun İsveç konumu nedir?
YANIT; Şimdi genel olarak baktığımızda İsveç’te yaşayan çok sayıda göçmen kökenli insanlar var, yani yabancılar var. Bunlar arasında en başarılıları Kululular. Bir araştırma yapıldı, bu araştırmada göçmen gruplar içinde ‘ticari dünyada’ en fazla başarı sağlayanlar Türkler. Türklerin de yüzde doksanını Kululu sayabiliriz. İsveç’e 1960’ların sonunda gelen Kululular bugün artık işveren konumuna geçmiş, yıllık ciroları milyon kronlara yükselmiş, yanında işçi istihdam eden, kendisi işçiyken bugün yanında işçi çalıştıran konuma gelmiş ve İsveç ekonomisi için de önemli bir kitle olmuş durumdalar...

SORU; İsim verebilir misiniz, hemen dilinizin ucuna geliveren.. bir ad.
YANIT; Şimdi isim vermek.. tabii ki yani.. çoğu diyelim artık. Yani İsveç’te yaşayan Kululular fabrikada çalışmıyor. Bunların çoğu ufak işletmeli esnaf kökenli veya işte ekmek fabrikası, fırın işleten, işte büfe işleten, pastane işleten, bar işleten, pizza restoranı işleten.. tabii ki bunlar da yine büyük ciroların döndüğü işyerleri.

SORU; İsveç’te herhangi bir fabrikada çalışan Türk yok mu şimdi?
YANIT; Bugün İsveç’in herhangi bir fabrikasına gidip yahu işte göçmen kökenli Türk işçileriyle röportaj yapacağım diye insan arasanız çok zor bulursunuz. Ama herhangi bir restorana gitseniz yüzde seksen sahibi Türk çıkar. Yani o kadar büyük ciroların döndüğü işyerleri.

Sürecek
15 Şubat 2009 Stockholm.