21 Temmuz 2009 Salı

Kulu/Stockholm nüfus hareketleri; On yedinci yazı

Değerli İzleyici,

Kulu söyleşilerine bakarak, sözcüklerin teknik ayrışımı ile Kulu’ya yaklaşalım ve Kulu’yu yönetenlere bakalım.

Mehmet Ali Baran söyleşi analitik açıdan güvenilir bir başlangıç noktasıdır, dedim. Bu açıdan Kulu’yu algılamak için Kulu’yu yönetenlere bakmayı sürdürüyorum.

Nüfus hareketlerine bağlı Kulu gerçeğinin algılanması açısından Sayın Baran’ın yalın ve fakat sosyologları bile imrendirecek tartışmasız anlaşılır bir açıklaması var. Sisli ve bulanık olmayan bu açıklamada iki yanlı ve iki yöne yapılan göndermeler anlamlıdır.

Kulu’da evinde (Şubat 2002) yaptığımız söyleşide; ‘Kulu Avrupa’nın bir mahallesi oldu,’ diyor. Sayfalar dolusu akademik açıklamalardan daha net, sayısal istatistik çizelgeleriden daha anlaşılır Kulu/Stockholm gerçeğinin özü budur. Bir soru daha; 'Gittiler fakat bu gidiş iyi mi oldu? Kulu’ya da yaradı mı?

‘İyi oldu.. hiç olmazsa para kazandılar.. Şimdi iyi paraları olanlar var. Kulu zengin oldu,’ diye yanıtlıyor,Mehmet Ali Baran ki bu toplumsal değişimin ekonomik kulvarını da açıklar niteliktedir.

Kulu/Stockholm gerçeğinin; dışa (Stockholm’e) göç ve içeri (Kulu’ya) göç olgusunun her iki sosyal boyutunu işaret eden Sayın Baran, üçüncü bir tanımlama ile ‘nüfus hareketlerine’ vurgu yapıyor ve diyor ki ‘..şimdi Kulu’da Kululular çok az, hepsi etraftan gelme,’ diyor. (Batı Rüyası Okulu Kulu, s.25)

Başta İsveç olmak üzere öteki ülkelere ve Türkiye’de büyük kentlere göç veren Kulu, Türkiye’de her yönden göç alıyor. Bu saptamalar, (bugün Belediye Başkanlığı yapan Sayın Ahmet Yıldız gibi) Kulu doğumlu ve fakat İsveç’te yaşayan ikinci kuşak aydınlarından Sayın Haydar Akan’ın söyleşisinde de var.

Sayın Baran'ın söyleşisi sürecek. Bu tür söyleşilerle ortaya çıkan ve ilk kuşak yöneticilerin ve ikinci kuşak aydınların görüşleriyle örtüşen odak noktaları da ileride sergilemeye çalışacağım.

14 Temmuz 2009 Salı

Kulu’nun Geleceği ve Kulu Sevdası; On altıncı yazı

Kulu/Stockholm uzmanı Sayın Haydar Akan ile yaptığım söyleşinin ilk iki bölümünü yayınlamıştık. Bu içtenlikli konuşmalar Stockholm'de ve Kulu'da ilgi gördü. İrdelenen konuları farklı açılardan buradaki keşif masasında gündem maddesi yaparak sunacağız. Üçüncü ve bu son bölümde; 'İsveç'teki Kulu kökenli aydınlarla Kulu arasında iletişim kopukluğu var mı, yok mu' ve 'Kulu'nun geleceği' sorusu yanıtını arıyor. T.S.

10.SORU; Bu yönlendirimi Belediye mi yapmalı, dediğiniz gibi; ‘tüm siyasi partilerden oluşan bir alt birim’ mi yapmalı? Kululu aydınlar, denilen bir grup var, İsveç’te; olgunlaştılar, yıllardır Federasyon’u yönetiyorlar. Bu hazır kadroların, Kulu Belediye’si ile iletişim sağlaması ve İsveç toplum kültüründe olan katılımcı yaklaşımları, öneri ve destekleri olamaz mı?
10.YANIT; Biz bu teklifi dün yapmış değiliz. Yani geçmişte de on yıldır yirmi yıldır sürekli olarak anlatmaya çalıştık, seçilen arkadaşlarımıza da söyledik, ama sorunu belki kavrayamadılar.

11.SORU; ‘Seçilen arkadaşlarımız,’ dediniz. Seçimi Stockholm’den başlatanlar onlar! Bir kırgınlık mı var, duygusal kopukluk mu var?
11.YANIT; Hayır! Hayır o da yok, ama bir kavrayamama var anladığım kadarıyla. Olayı yaşamadıkları için kavrayamama var; yaşamayan insan kavrayamıyor, yani bunun gelecekte ne olacağını öngöremiyor, on yıl sonra yirmi yıl sonra ne olacağını öngöremiyor. İletişim sorunu da bunun içinde o zaman, kavrayamamak, geleceği görememek.

12. SORU; ‘Kavrayamama var,’ dediniz. Dediniz ki;‘iletişim sorunu da bunun içinde, kavrayamamak, geleceği görememek.’ Peki, bu durumda, Kulu’nun geleceği var mı? Kulu’da Kulu’nun geleceği, Stockholm’de Kulu’nun geleceği... Nasıl bir gelecek olur size göre?
12.YANIT; İki yerde de var Kulu’nun geleceği. Hem burda var, hem de Kulu’da var. Eğer ciddi yönlendirilirse iyi bir gelecek var, çünkü Kulu E 5 Karayolunda, Ankara - Konya ve Ankara - Adana yolu üzerinde ve kavşakta. Hem havaalanına çok yakın bir mesafede ulaşım açısından, hem deniz ulaşımı çok yakın bir yer, üç saatlik mesafede, başkente çok yakın. Yakın çevresinde 15 milyon insan yaşıyor. Kulu’da tarım da hayvancılık ta geliştirilebilir. Başka, hayvancılığa dayalı yan sanayi geliştirilebilir, tarıma dayalı sanayi geliştirilebilir. Kulu’da ciddi gelişmeler olabilir ve 15 milyon yakın çevresinde bir tüketim pazarı var. Ve buralardan Kulu faydalanabilir. Kulu’nun geleceği kesinlikle var, ama göç devam eder.. çünkü birdenbire kesilmeyecektir.

13.SORU; Kulu’ya göç, Kulu’dan göç, bunu biraz açar mısınız?
13.YANIT; Hem Kulu’ya göç hem de Kulu’dan göç, çünkü bir yerler boşaldıkça oraya yeni insanlar gelecektir. Bir de Kulu Türkiye’nin doğusunda kalan yörelerine göre bir hayli gelişmiş hatta batıdaki birçok ilçeden de gelişmiş durumdadır, ekonomisi daha gelişkindir, oraya insan çekmektedir. Bu gelecekte de devam edecektir. Başkente çok yakın olması, coğrafi konumu, insanların yeni gelen insanlari kabullenmesi, Kululu Kulu’ya dışarıdan göç edeni kabul etmektedir, entegrasyonu kolay bir durumdur. Ama gelen insanları da biraz Kulu’ya yönlendirmek gerekir. Kulu sevdasını aşılamak gerekir.

14.SORU; “Kulu sevdası” da dahil tüm bunların düşünülmesi de belediyeye düşüyor, demek ister gibi bir haliniz var, doğru mu?
14.YANIT; Büyük bir çoğunlukla belediyeye düşüyor yani yerel yönetimlere düşüyor. Bu tek başına belediye başkanının sorumluluğu değil ama ilçedeki siyasi partilerin tamamı bu konuda aktif olmalı düşünce üretmeli yani, bir tek a partisinden seçilen belediye başkanı değil, orda bulunan tüm siyasi partilerin böyle bir düşüncesi olmalı en azından. Yine de bir kurum olarak belediye işin lokomotifi olmalı.

Stockholm/Kista, 2 Mayıs 2009 Comple Conditori

5 Temmuz 2009 Pazar

Cumhuriyet ile rol yüklenme bilinci, İsmail Hakkı ve Derviş Abidin Baran; On beşinci yazı

Tarih sıralamasına göre Kulu’yu algılamak için, doğaldır ki ilkin Kulu’yu yönetenlere bakacağız.

Önceki yüzyılın sonları ya da olası ki Cumhuriyet öncesi yüz yılın başlarında doğan baba Derviş Abidin Bey’in üç evlilik yapmış olduğunu anlıyoruz Sayın Mehmet Ali Baran ile olan söyleşiyi izleyince.

İsmail Hakkı Efendi’nin kardeşi olan ve Cumhuriyet öncesi üç evlilik yapan baba Derviş Abidin Bey Osmanlıdan arakonak geçiş döneminin sosyal yansımasıdır. Çocukları açısından ise Derviş Abidin Bey, eski ile monarşi ile sosyal bağlarını koparan ileriye dönüşümlü derin bir geçişin insanıdır.

Cumhuriyet’e uyum için oğullarını gönderdiği okullar dikkat çekicidir. Bu seçimde oğulların bu yeni döneme hazırlığı gerçekliğini algılama ve bunun için önhazırlık çabaları tamdır ve bu algı, tarih bilinci açısından bulanık değil tam tersine saydam bir gösterge oluşturuyor.

Bugünkü bazı ailelerdeki tarih bilinci bulanıklığı yok Derviş Abidin Bey’de. Geleceğe dönük duruşuyla, aile olarak Cumhuriyet ile rol yüklenme hazırlığında bu derin geçiş sürecini, büyük ailede, Kulu'da “kanaat önderliği” rolünü kardeşi İsmail Hakkı Efendi ile üstleniyor.

“Baran ailesine hükmeden kişi var mıydı,” diye soruyorum. “İsmail Baran (Hakkı Efendi), benim amcam.. Cafer Baran’ın da amcası.. İsmail Efendi.. çok sayarlardı,” diye yanıtlıyor Sayın M. Ali Baran.

İster İsmail Hakkı Efendi, ister Derviş Abidin Bey olsun; onlar geçmişle ataerkil aile açısından töresel bağlantılıdırlar fakat, Osmanlı sosyal yaşamına bağlantılı değiller. Geleceği elyoradamı ile olsa da değişim dinamikleri bağlamında tarih bilinci olarak dönüşümü tam algıladıkları için çocuklarını bu okula vermişler.

Bu algı sisli ve bulanık değildir. Bu iki anlamlı bir seçmedir. 1)Kitlesel toplumsalcı değişim algısı, 2)Yönetim kadrolarının ancak bu okullardan geçerek toplumsal/siyasal erk bağlamında (çocukların dolayısı ile ailenin) yönetici olabileceklerini kavrama algısı ve yetisidir.

Oğullar Mehmet Ali ve Ahmet Baran gönderildikleri okul seçimi ile Osmanlıdan arakonak geçiş tamamlanmıştır. Çünkü, baba Derviş Abidin Bey, oğullarını bir Cumhuriyet okuluna gönderiyor.

Buna bağlı olarak Mehmet Ali Baran ve kardeşi Ahmet Baran, baba Derviş Abidin Baran ile amca İsmail Hakkı Baran'dan aldıkları; hem siyasal erk algısı bağlamında, hem toplumsalcı değişim/dönüşüm algısı bağlamında, birer Cumhuriyet bireyi olarak kendilerine verilen misyonu, iki kardeş birlikte yerine getirmişler.

Not; Mehmet Ali Baran(1921-2008) son fotoğraflarından(T. Sonmez arşivi) birisi üstte oğlu (mühendis) M. Baran ile birlikte izliyorsunuz.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Dönüşen Toplum, Tarih Bilinci; On Dördüncü Yazı

Değerli İzleyici,

Kulu söyleşilerine bakarak, sözcüklerin teknik ayrışımı ile Kulu’ya nasıl yaklaşabiliriz? Örnekse sözlü tarih verisi olarak Mehmet Ali Baran (1921-2008) söyleşisi nasıl bir araştırma tabanı oluşturur ve elimizdeki görselleri izleyerek Kulu’yu algılama açısından ne tür bulgulara varabiliriz?

Yazısız bir toplumda “Kulu ve Tarih” diye nesnel bir konu olacaksa, Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi analitik açıdan da güvenilir bir başlangıç noktasıdır. Ben bu çıkış noktasına sadık kalarak Kulu’ya yaklaşmayı deneyeceğim, diye not düştüm bir önceki yazıda.

Buradan yola çıkarak kullanılan dil açısından değerlendirebiliriz söyleşileri, salt folklorik değil, töresel ve törensel ögeler yüklenen yaşam kesitleriyle ilişkin, giyim/kuşam verilerine bakabiliriz; büyük aile, anne, baba, çocuk ilişkilerine yaklaşabiliriz. Eğitim, öğrenim alanındaki seçmeler de ölçüt olabilir.

Aile ile ilgili veriler bir yanda dursun derseniz, yerleşim alanı, köy/kent ilçe açısından sonuçlara bakabiliriz. M. Ali Baran ve Ahmet Baran’ın Konya’da 1934 yılında devam ettikleri okulda sınıf öğretmeni bayan ve sınıf arkadaşları ile olan toplu görsellik var. Toplumsal dinamiklerdeki değişim hızına kapsamlı hazırlık ve yeni düzen için törensel bir görselliktir bu.

Buna yaklaşalım biraz! 1921 doğumlu olduğunu söyleyen Mehmet Ali Baran’ın, ilkin, bireylik tarihine bakalım. İlkokul beşinci sınıftan başlayarak, fotoğrafta görülen Mehmet Ali Baran otuzlu yıllarda Konya lisesinde onuncu sınıfa dek okumuş.

Öğretmenin ve öğrencilerin giyim kuşamı ve Mehmet Ali Baran’ın aldığı öğrenim, okulun konumunu daha özü aile büyüğü bir otorite olarak baba Derviş Abidin Bey’in böyle bir okul seçimini de anlamlandıracak ve tanımlayacak durumdadır.

Bu konuyu sürdüreceğim

Not; Konya Ortaokulu 1934; Öğretmenin elini tutan çocuk Mehmet Ali Baran, kardeşi Ahmet Baran aynı sırada en uçta duruyor.

28 Haziran 2009 Pazar

Haydar Akan ile Tekin Sonmez Söyleşisi, İkinci Bölüm; On Üçüncü Yazı

Akan'ın özgeçmişini aşağıda veriyoruz. Bununla birlikte Sayın Haydar Akan sürekli olarak Kulu üzerine düşündü, Kulu’nun gelişimi için tasarımlar kurdu, Kulu ile sıkı iletişim sürdürdü, bir ayağı Stockholm’de oldu ve zihinsel olarak Kulu’da yaşadı, diyebiliriz. Söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

6.SORU; Sayın Akan, siz Kulu Belediyesi'nde olsaydınız İsveç Başbakanı'ndan, İsveç sermayesinin ve modern teknolojisinin Kulu’da bir yatırım yapmasını önerir miydiniz?
6.YANIT; Elbette onu demek istiyorum, yani Kulu’da en büyük sorun işsizlik. Kulu göç veren bir ilçe olduğu kadar göç alan da bir ilçe. Şu anda ilçe merkezinin 25 bin kadar bir nüfusu var, istihdam yaratacak yatırımlar talep edilebilirdi. Yani sadece İsveç’ten talep etmek de yetmez aslında. İsveç Başbakanı Türkiye Başbakanı’nı ziyaret ediyor, yani bu ziyaretten öyle bir ilişki de doğabilirdi. Kulu Ankara’ya 100 km mesafede bir ilçe, İsveç Başbakanı’nın Kulu’yu ziyaretiyle Kulu, Türkiye gündeminde yer aldı, bir gün en azından basında geniş ölçüde yer aldı. Türkiye’deki siyasilerin de dikkatini çekebilecek bir iş olabilirdi bu, değerlendirilebilirdi demek istiyorum.

7.SORU; Şu söylenebilir mi, Türk Hükümeti’nin de haberi olmadı mı İsveç Başbakanı'nın Kulu'ya gideceğinden?
7.YANIT; Olmaz olur mu, başbakanla görüşmeden sonra Cumhurbaşkanını ziyaretinde Kulu esprileri geçiyor. İsveç Başbakanı Kulu’ya gitmeden önceki duyumlarına göre değerlendiriyor Kulu’yu. Oranın büyük bir ilçe olabileceğini düşünürken, pratikte gördüğünde Kulu’nun küçük ve şirin bir ilçe olduğunu fark ediyor. Cumhurbaşkanı ile yapılan sohbette Kulu ve İsveç’te Kulululardan bahsediliyor. Gül de buna karşılık, “Belçika’da da Afyonlulardan ve Emirdağlılardan bahsediyor, çünkü oraya da yoğun bir Emirdağlı göçü var” diyor.

8. SORU; Bu açıklamalarınızdan anlaşılıyor ki, İsveç’te yaşayanların, Kulu ile daha yakın bir iletişime ihtiyacı var, hem Kulu’da yaşayanların hem İsveçtekilerin arasında bir iletişim kopukluğu seziliyor. Örneğin bu ziyareti Kulululara önceden bildirmenin olumlu yanları olamaz mıydı? İletişim eksikliğini gidermek için nasıl bir yol izlenebilir? İnternet gibi çok ucuz pratik iletişim yöntemleri var, Federasyon gibi dernekler(kuruluşlar) da var; bu konuda çalışmalar yapılamaz mı?
8. YANIT; Dernekler yapabilir, Federesyon yapabilir, burada bence en önemli şey ev sahibi belediyedir. Yani ev sahibi olan nasıl bir ülkede devletin yöneticileriyse o ilçede de o ilçenin yöneticisi durumunda olan belediye ev sahibidir. Ev sahibi bu işi daha kucaklayıcı ve profesyonel kadrolar tarafından yürütülecek bir birime kavuşturulmalıdır artık. Yani 45 yıldan beri göç var, ve göç hala devam ediyor, belediye başkanının tek başına inisiyatifinde olmamalıdır bunu takip etmek, ya da onun sırtında olmamalıdır. Öyle de diyelim, yani belediye başkanı bir birim oluşturmalı bu birimin tüm siyasi partilerden oluşan bir alt birimi olmalı. ilçeyi yönetenlerin bir göç politikası olmalı artık.

9. SORU; “Bir birim oluşturulmalı bu birimin tüm siyasi partilerden oluşan bir alt birimi olmalı,” dediniz. Göçü de kapsayan projelerde, Kululular arası iletişimi sağlayan, (örneğin Kars’ta tanık olduğum) Kent Konseyi gibi, siyaset dışı bir Sivil Toplum Kurumu olamaz mı?
9. YANIT; Üniversitelerle de işbirliği yaparak göç olgusu üzerinde ciddi bir çekilde çalışılmalıdır. Hem göç alıyor onu değerlendirmelidir, entegrasyon sorunu var burada, onun için çalışmalar yürütmeli, hem de yurt dışına göçü ciddi anlamda incelemeli ve gittikleri ülkelerde daha entegre olmuş insanlar olabilmeleri için düşünce üretmeli. Göç edecek, göç etme eğiliminde olan insanları göç etmeden önce meslek eğitimlerine yönlendirmeli bence.

Özyaşam; Haydar Akan, 1953 yılında Kulu’da doğdu, ilk ve orta okulu Kulu’da, liseyi Konya’da, yüksek ögrenimini de Ankara Üniversitesi DTCF’de tamamladı. 1975/76 eğitim yılında Kulu Lisesi ve Karacadağ orta okulu’nda ögretmen olarak çalıştı. Ağustos 1976’da İsveç’e göç etti. 1977-2002 yılları arasında Botkyrka Belediyesi’nde Türk çocuklarına anadili ögretmeni olarak çalıştı. 1981-1990 yılları arasında İsveç Türk İşci Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yaptı. 2002 yılından bu yana kendilerine ait küçük bir aile şirketinde işletmecilik yapıyor.

Sürecek

24 Haziran 2009 Çarşamba

Kulu Kentleşme Tarihi ve Kulu’da Bir Aile; Baranlar; On İkinci Yazı


Değerli İzleyici,
Kulu’da uzun süre erk olmuş, bu yerleşim noktasını yönetmiş, olası ki bir açıdan yapılandırmış büyük ve varsıl bir ailenin konumu, söze başlar başlamaz sosyolojik/toplumsal bir olgu gibi karşımıza çıkıyor.

Şöyle ki, bakın, Derviş Abidin Bey’in oğullarından Mehmet Ali Baran ve Ahmet Baran üstteki fotoğraftan bizleri seyrediyorlar. Topluma yön veren dinamikler açısından nereden nereye sorusunun yanıtıdır bu.

Bu satırların yazarının bugün hayatta olmayan Sayın Mehmet Ali Baran ile yaptığı söyleşi, yanıtları ile “Batı Rüyası Okulu Kulu” adlı belgesel yapıt ile kamuya (2002) sunuldu ve itiraz görmedi, onaylandı.

Kulu’yu yakın tarihi ile tanımanın ve tanımlamanın güvenilir bir yolu da bu tür güvenilir söyleşilerden geçer. Sanal, düzmece bir tarih yazma modasının yaygınlaştığı her dönemde, güvenilir insanlarla güvenilir yazarların, düşün adamlarının söyleşilerine gerek var. Evet bu tür çalışmalara gerek var.

Şöyle ki güvenilir insanlarla yapılan söyleşiler yeter mi? Yetmez?

Saygıdeğer ve güvenilir bir yazarlık birikimi gerekir bunun için, öteki açıdan geçmişi ile kendi özgüvenine saygılı yazarların yansız oluşları gerekir bu tür çalışmalar için.

Bu satırların yazarının güvenilirlik altyapısı, “Türk Yazını” (Ocak 1972-Haziran Eylül 75) dünyasında bugün bile aranan, Tekin Sonmez’in 45 ay boyunca yayımladığı/yönettiği; şöyle ki “Çocuk Eğitimi ve Edebiyatı”, “Türk Öykücülüğü” “Sabahattin Ali”, “Nazım Hikmet”, “Türk Karikatürü” “Vietnam” ve “Şili edebiyatları” gibi özel sayılarla kamuya sunduğu Yansıma Dergisi’dir ve bu arkaplan bizleri bir romancı olarak yaşayan güvenilir bir yazarlık birikimine götürür.

Kulu’ya ve Baran ailesine ise Tekin Sonmez ile birlikte gidiyoruz.

Yukarıda izlediğimiz M. Ali Baran ve kardeşi Ahmet Baran dışında, Kulu’da başkanlık yapmış kardeşlerden Hüseyin Baran (1943-45) ve ayrıca bu aileden Cafer Baran (1934-1943 ve 1950-57) ve bir de Derviş Abidin Bey’in kardeşi İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) var.

Şunu ilk başta yansız ve önkoşulsuz algılamak gerekiyor; Baran ailesi üyelerinden beş insan ayrı ayrı dönemlerde kırk iki yıl Kulu’da yönetim görevi üstlenmişler. Bilgiler bizi yanıltmıyorsa İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) ile kazanılan yönetim erki, Cafer Baran ile iki evre sürüyor ve Kulu’nun ilçe olma tarihi bu dönemde başlıyor.

Kulu’da başkanlık yapmış ve bu toplumu yönetmiş Mehmet Ali Baran beş yıllık dönemle üçüncü sıradadır. Bu aileden son başkan olan Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi güvenilir bir kaynaktır.

Pek az sayıda kent tarihinde böyle bir aile, yerleşim/yönetim ilintisi, buna bağlı nüfus hareketleri tarihi görebiliriz. Bu ne demektir?

Şu demektir, 1926’dan 1968’e dek ardılı periyotlarla kırk iki yıl tarihe damgasını vuran, kimlik ve kişilik simgelerini yönetim üsluplarını kent yapısına konduran ve Cumhuriyet'in kuruluşunda ortaya çıkan bir ailenin tarihi ile içselleşen bir kentleşme tarihidir.

Verilere göre bu aile Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Derviş Abidin Bey’in kardeşi, İsmail Hakkı Efendi (1926-1932) ile Kulu’da tarih ve toplum yönetimi sahnesine çıkıyor ve CHP iktidar yıllarında (1934-1943) burayı yöneten Cafer Baran (1950-57) ile aile, DP saflarında yer alıyor ve bu durum Ahmet Baran (1957-60) ile sürüyor.

İsmail Hakkı Efendi'nin yeğeni, Derviş Abidin Bey’in oğlu, Kulu’da 7. başkan M. Ali Baran diyor ki; “bizim aileden beş kişi, benden önce dört kişi kulu da başkanlık yaptı. 1960 ihtilalden sonra beni seçtiler.”

“Siz başkanlığı almadan önceki haliyle Kulu nasıldı,” diye soruyorum.

Diyor ki; “Kulu o zman, 1954 e kadar Kulu bir köydü. Tamamen bir köydü. 1954 te kaza oldu."

Böyle ise, bu yerleşim alanındaki dinamiklerin görünürlüğünü, soyut olmayışını ve nesnelliği ile inanırlığını, 1954 te ilçe oluşuyla evrilen nüfus hareketlerini yine bu aile ile Kulu’nun nereden nereye geldiğini bizlere sunan bir gerçeklikle karşı karşıyayız burada.

Kulu Tarihi diye nesnel bir tarih olacaksa, yazısız böyle bir tarih için Mehmet Ali Baran ile yaptığım söyleşi analitik açıdan güvenilir bir başlangıç noktasıdır. Ben bu çıkış noktasına bakarak ve bu söyleşiye sadık kalarak Kulu’ya yaklaşmayı deneyeceğim.

23 Haziran 2009 Salı

Kulu’ya Uzaktan Bakış ve Erken Çağlar Tarihi; On Birinci Yazı

1)Bölgede Erken Çağlar; Cilalı Taş Çağı...
Ankara’ya daha yakın fakat Konya iline bağlı olan Kulu ilçesi, bulunduğu bölgenin “erken kültürlenme” geçmişiyle koşut bir tarih çerçevesi içinde yer alıyor.

Konya ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda “yontma taş çağı”; paleolitik eser azlığından söz edilir. Bununla birlikte bir sonraki neolitik; “cilalı taş çağı” arkeoloji buluntularının çokluğu bilim adamlarının ortak görüşüdür.

Kulu’yu merkez çekim alanına kotlayan tanınmış “Çatalhöyük” ve “Canhasan” höyüklerinde cilalı taş çağı buluntuları, günümüzden sekiz bin yıl ötelere uzanır. Başka bir betimleme ile, bu bölgedeki bu höyüklerin dünya ölçeğinde tarih öncesi önemi var.

2)Mezopotamya İndus ve Anadolu Uygarlıkları...
Dünyada planlı kent mühendisliği, yerleşik yaşam ve “üretim ekonomisi” ile Çatalhöyük ilk sayılıyor. Pakistan-Harappa ve Mohenjo Daro diye anılan İndus Vadisi ile Mısır Nil Uygarlığı’ndan öncelere tarihlenmektedir bu çerçeve içindeki Çatalhöyük.

Özeti: İndus Vadisi Uygarlığı’nın bağlantısı olan “yazı öncesi” ilk çağlar ve "yazı"nın icadıyla doruklaşan Mezopotamya Uygarlıkları’nın kuzeybatı ucu Kulu’yu da içine alan orta Anadolu bölgesidir.

3) Arkeolojik Kültür Kalıtı Orta Anadolu...
Arkeolojik “bronz çağı” bulgularına kaynak olabilir, Konya-Ankara hattında yüzlerce höyük bulunması Kulu’yu da kapsayan tarih öncesi erken kültür katlarıyla oluşan zenginlik kanıtlandı son yıllarda.

Kapadokya altsınırı Konya ve çevresinden, üstsınırı Hitit Başkenti Hatuşaş’tan başlar; kuzey yönü ile batıda Emirdağ ve Yazılıkaya yönüne ulaşır ve bu doğrultu “göller vadisini içine aldıktan sonra, Çumra-Karaman “İvriz geç Hitit dönemi” uygarlıklarını, Hacılar-Ulukışla’yı kapsar ve dönüp Kaneş’ten Hatuşaş ile birleşir yine.

4) Kulu, Büyük Kapadokya ve Hititler...
Böyle bir fotoğrafın merkez karesi içinde görmek gerekir Kulu’yu.
Bu bölgenin daha önceki adlandırılması, Tuz Gölü’nü de içine alan “Büyük Kapadokya” diye bilinir.

Kulu ilçesini de kapsayan bölge, büyük Anadolu düzlüğü (platosu) erken “ön kültürlenme” alanıdır. Erken Hitit dönemlerinin bu bölgedeki kayıt belge bulguları olarak Konya’nın 10 km. batısında “Karahöyük” yeterli arkeolojik veriye sahiptir.

Yükselen Hitit dönemlerini de içine alan Büyük Kapadokya merkezi dünyanın ilk yazılı kil tabletleriyle Hatuşaş, Anadolu “erken devlet arşivi” belgeselinin beşiğidir aynı zamanda. Bir başka ifade ile Kayseri (Kaneş), Ankara (Hatuşaş), Konya (Çatalhöyük), Anadolu insan genlerinin merkezi altyapısındaki “ilk kültürlenme” temel taşlarıdır ve Kulu bu merkezdedir.

Kulu, beş kilometre yakınında arkeolojk kazı bekleyen bir höyük ile (Haydar Akan’ın doğduğu köy) dikkat çekmektedir ve Kulu bu coğrafyanın, bu yerleşim alanının çok yakın bir uzantısı olarak merkez figürde yerini alır.